500 Aşkı

Eğer siz de yaşamınızın her aşamasında stil sahibi olmaya önem veriyor ve bu düşünceden yola çıkarak otomobil almayı düşünüyor ve o birkaç model arasında gidip geliyorsanız bu yazıyı okuyun derim.

Ehliyetinizi aldığınız o günü hatırlayın. Bunca yıl beklemenin şerefine hayalinizdeki otomobile ulaşmak için gerekli basamağı da atladınız! Şimdi bir spor araba mı yoksa klasik bir model mi veya büyük bir otomobil mi alacağınızı düşünmek kaldı geriye… Ben o günü çok iyi hatırlıyorum. Henüz acemiyim. Çok da anlamıyorum nedir önemli olan otomobil alırken… Benim için önemli olan şirin ve kullanışlı bir model olması. Bir de küçük olması. Zira kolay park edebilmem gerek!

Sonra yıllar geçiyor, sürüş konforunun önemini anlıyorsun, güvenli olmasının önemini. Arayışlar sürüyor. Belki biraz boyutlar büyüyor. Sonra benim gibi trafiğiyle ünlü bir şehirde yaşıyorsanız, o büyük boyutların sizin için külfet oluşuna takılıyorsunuz. Keşke ufacık olsaydı da şuraya park edebilseydim diyorsunuz… Ben bizzat tüm bu süreçleri yaşadım. Ama sonra aslında yaşınız da ilerledikçe, mesleğiniz, yaşam stiliniz oturdukça ve hatta bizzat “stiliniz” oturdukça kararlarınız da net oluyor.  Bu aslında benim gibi çalışan, çok koşturmalı ama her zaman görünümüne dikkat etmekten hoşlanan, hem pratikliğe önem veren hem de güvenliğinden ödün vermeyen kadınların ortak düşünce konusu. Eğer biz giydiklerimizle, dinlediğimiz müzikle, yaşadığımız ortamla, vakit geçirdiğimiz mekanlarla, kullandığımız parfümle, ettiğimiz seyahatlerle bir stile sahipsek bu stili, bizim için bir yerden bir yere gitmek için kullanılan araçtan çok daha fazlası olan otomobilimizi seçerken de yansıtmak istiyoruz. Tüm yaşam stilimizde ikonlaşmış öğelerden hoşlanan “bizler” evet otomobilimizi seçerken de “ikon” haline gelmiş bir model seçmeliyiz. Stil sahibi olmak için nasıl baştan ayağa high-fashion markaları giymek gerekmiyorsa, para harcayarak ve marka giyerek ikon olunmuyorsa, sizi ve stilinizi anlatan ikon bir otomobil için de çok para harcamanız gerekmiyor. Bu değerler, bütçesel ölçütlerle asla belirlenmez. Bu yüzdendir ki giyinirken kendimi en iyi anlattığım, en iyi hissettiğim parçalar çoğunlukla bir döneme ait olan, bir hikayesi olan ve ulaşılabilir Vintage parçalar oluyor. Hep bir tarihi olan lokal mekanlara gitmekten hoşlanıyorum. Müzik deyince 80’ler 90’lar vazgeçilmezim. Asıl kıymetli olan şey, geçmişten gelen bu detayları bugün yorumlayabilmek bugün yaşayabilmek.
 
İşte otomobil deyince de en sevdiğim model Fiat500 olmuştur her zaman. 50’lerin o kloş etekleri ve müthiş güzel kadınlarıyla baş döndüren fotoğraflarında, filmlerinde görüp zihnime kazınan o sevimli silüet… Ve kendimi bildim bileli sevdiğim İtalyan dokunuşu. Yıllar önce İtalya’da ilk defa Milano’ya ayak basmıştım. Havaalanına indiğim anda hissetmiştim sıcaklığını. Yemekleri, dilleri, müzikleri, sanatları, markalaşma ve moda alanındaki başarıları ve daha birçok detay İtalya’yı sevmemde etken oldu. Sonra Milano ikinci evim oldu. Eğitim aldım, projeler yaptım, arkadaşlıklar edindim, bol bol Pizza yedim orada:) Ve ayak bastığım o ilk günden bugüne sevdiğim bir detay da çok daha eskilerden beri zihnimde yer etmiş o silüet; İtalya’nın daracık sokaklarında sonsuz bir sevimlilik ve gülen gözleriyle bakan 500’ler:) Bence Fiat500 cinsiyetsiz. Hem çalışkan bir iş kadını gibi pratik ve hızlı; güzel ama aynı zamanda sevimli bir kadın gibi çekici; akıllı ve hesaplı bir kadın gibi tasarruflu, kıyafetine çok para harcayıp hiç dikkat çekmeyen rüküş bir kadın gibi değil; stiliyle dönüp baktıran bir kadın gibi cool ama zamanı ve konforu çok önemli olan sportmen bir adam kadar da çevik.. Ve de yakışıklı! İşte o yüzden benim en sevdiğim arkadaşım… Milano’ya gittiğimde çoğu kez vakit geçirmişliğimiz var. Gerçekten araba kullanmayı da seven biri olarak onunla geçirdiğim her dakika çok keyifli. İşte tam da bu noktada; küçük bir otomobille bu maceraya başlamış, daha sonra büyük bir otomobili de deneyimlemiş, sonra arabasını satmış bir süre dinlenip tazelenmiş ve şimdi İstanbul’un trafiğinde, koşturmalı temposunda tam da böyle iyi bir arkadaş arayan bir kadın olarak, Fiat500 ile ciddi düşünüyorum. Sanırım 14 Şubat’ta siz romantik bir yemek yerken biz 500’le yollarda olacağız ve kutlama menümüzde bir dilim pizza olacak! Şubat’ta bir maceramız olursa hemen paylaşırım ama önce geçtiğimiz hafta Erkek Moda Haftası için gittiğim Milano’da defileler arası koşturduğum onla geçen bir güne gideyim. Bir otomobilin Pazar günü, hem de moda haftasına giderken giydiğim kıyafete bu kadar yakışması nasıl mümkün olur? Fiat500 ise oluyor işte. Prada defilesine gitmek üzere yola çıktığım çok soğuk bir Pazar günüydü. Ben hem arkadaşlarla kahve keyfine eşlik edebilecek kadar rahat, hem de moda haftasına ayak uydurabilecek kadar cool olmalıydım. Bu hedefle yaptığım kombini tamamlayan en önemli detay bence 500’dü. Zira sokakları aşıp Via Fogazzaro’ya bir girişimiz vardı ki sormayın gitsin! Artık moda haftalarında o olmadan olmaz gibi!
Ama sadece moda haftaları değil, Milano dışında İstanbul’da geçen günlerimin de temeli olmaya aday. Benim için gerçekten Avrupa ile Asya’yı birleştiren bir araç o;)
İtalyan genleri olan ama yerli ve içten bir dost! Gerçekten stil sahibi. Zaman geçtikçe eskimeyen; bilakis daha da değerlenen bir ikon.
Ve evet; aylardan Şubat’sa, konumuz aşksa işte benim aşkım o. Ama sizinle paylaşabileceğim bir aşk bu. Hatta paylaştıkça büyüyen… İlişki durumumuz hakkında sizi güncelliyor olacağım. Siz de beni güncelleyin ve deneyimlerinizi yazın! Aşkımıza sahip çıkalım;)
IMG_6029 PS WIMG_6150 PA W1-12-2IMG_6353 PS WIMG_6415 PS W
IMG_6298 PPPPS copyfiat500
IMG_6088 PS copyfiat500IMG_6114 PS copyfiat500IMG_6307 PS copyfiat500IMG_6334 SP copyfiat500IMG_6433 PS copyfiat500
Photos by Gabriela Bell
Kıyafet detayları için bir önceki posta! / For the outfit details, go to the previous post!

Bunları da beğenebilirsin

Yorum Yap

Your email address will not be published. Gerekli alanlar *

X